İstanbul Medipol Üniversitesi Rektör Yardımcısı Recep Öztürk, sağlık alanında yapay zekâ kullanımının hızla yaygınlaştığını ancak bu teknolojilerin kesin tanı ve tedavi aracı gibi görülmesinin ciddi riskler barındırdığını vurguladı. Yapay zekânın, hekimlerin yerini alan bir sistem değil; bilgiyi sadeleştiren ve karar süreçlerini destekleyen yardımcı bir ön değerlendirme aracı olarak konumlandırılması gerektiğini söyledi.
AA’ya değerlendirmelerde bulunan Öztürk, her hafta dünya genelinde yaklaşık 230 milyon kişinin sağlıklı yaşam ve iyi hissetme başlıklarında dijital yapay zekâ sistemlerine başvurduğunu, yalnızca ChatGPT’ye günlük 40 milyonun üzerinde sağlık sorgusu yöneltildiğini aktardı. Bu ilginin, randevu süreleri, sağlık sistemindeki yoğunluk ve anlık bilgi ihtiyacıyla yakından ilişkili olduğuna dikkat çekti.
“En büyük risk, bilgilerin kesin doğru kabul edilmesi”
Öztürk, yapay zekânın tıbbi terminolojiyi sadeleştirerek belirsizlik kaynaklı kaygıyı azaltabildiğini; ancak tanı koyma, klinik bağlamı kavrama, anamnez ve fizik muayene gibi hekimliğin temel unsurlarının algoritmaların dışında kaldığını belirtti. En büyük tehlikenin, yapay zekâ çıktılarının kesin doğru kabul edilmesi ve profesyonel yardımın ertelenmesi olduğunu ifade etti. Klinik karar destek sistemlerinde %8–20 “halüsinasyon” (ikna edici ama yanlış bilgi üretimi) riski bildirildiğini; bazı alanlarda yanlış teşhis oranlarının dikkat çekici seviyelere ulaşabildiğini hatırlattı.
Ruh sağlığında daha fazla temkin
Ruh sağlığı alanında yapay zekânın yalnızca sınırlı destek sunabileceğini söyleyen Öztürk, algoritmaların gerçek empati kuramadığını, “matematiksel bir empati” ile kullanıcıyı kısa vadede rahatlatabildiğini ancak yanlış yönlendirmelerin telafisi güç sonuçlara yol açabileceğini dile getirdi. Kriz anları ve ağır psikiyatrik durumlarda bağlamsal uyum eksikliğinin ciddi riskler taşıdığını vurguladı.
Hastanelerde destekleyici rol
Yapay zekânın hastane ekosisteminde hekimlerin idari yükünü azaltma ve veri analizini derinleştirme potansiyeline işaret eden Öztürk, bu sistemlerin sıkı denetim ve resmi onay süreçlerinden geçmesi gerektiğini söyledi. Nihai sorumluluğun her zaman hekimde olduğunu, yapay zekâ çıktılarının körü körüne kabul edilmemesi gerektiğini belirtti.
Öztürk, sağlıkta yapay zekânın ne mucize ne de mutlak tehdit olduğunu; doğru kurallar ve etik çerçeveyle yönetildiğinde güçlü bir kolaylık, denetimsiz bırakıldığında ise sessiz bir risk haline gelebileceğini sözlerine ekledi.




