Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Mahir İğde, alerjik hastalıklarda genetik faktörlerin belirleyici rol oynadığını söyledi. İğde’ye göre anne ya da babada alerjik bir hastalık bulunması, çocukta alerji gelişme riskini 2 ila 3 kat artırıyor.
Alerji Nasıl Ortaya Çıkıyor?
Prof. Dr. Mahir İğde, alerjinin bağışıklık sisteminin zararsız maddelere karşı aşırı ve yanlış bir tepki geliştirmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Polen, ev tozu, hayvan tüyü, bazı besinler ya da kimyasallar gibi günlük hayatta sık karşılaşılan maddeler, alerjik bireylerde tehdit olarak algılanabiliyor.
Bu süreçte bağışıklık sistemi histamin gibi kimyasallar salgılıyor. Sonuç olarak:
- Burun akıntısı
- Hapşırma
- Kaşıntı
- Cilt döküntüsü
- Göz sulanması
- Nefes darlığı
gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.
Genetik Yatkınlık En Önemli Risk Faktörlerinden Biri
Prof. Dr. İğde, astım, atopik dermatit (egzama) ve alerjik rinitin sıklıkla birlikte görüldüğünü ve bu durumun “atopik yatkınlık” olarak adlandırıldığını ifade etti. Bu hastalıklardan birine sahip olan bireylerde zamanla diğer alerjik hastalıkların gelişme riskinin de arttığını vurguladı.
Hava Kirliliği ve Sigara Dumanı Tehlikesi
Alerjik hastalıkların gelişiminde çevresel faktörlerin de önemli rol oynadığını belirten İğde, özellikle hava kirliliğine dikkat çekti. Dış ortamda sülfür dioksit, ozon, nitrojen oksitler ve egzoz gazlarının solunum yollarında hassasiyeti artırarak astımı tetikleyebildiğini ifade eden İğde, ev içi hava kirliliğinin de ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi.
Isınma ve yemek pişirme amacıyla kullanılan gaz, kömür veya biyokütle yakıtlarının dumanına maruz kalmanın kapalı alanlarda astım ve alerji riskini artırabileceğini belirtti. Ayrıca gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının, çocuğun solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyebileceğini ve yaşamın ilk yılında astım riskini yaklaşık iki kat artırdığını kaydetti.
Sezaryen Doğum ve Alerji İlişkisi
Prof. Dr. İğde, sezaryenle doğan bebeklerde astım görülme sıklığının yaklaşık yüzde 20 daha fazla olduğuna dikkat çekti. Normal doğum sırasında bebeğin annenin bakteri florasıyla temas ederek bağırsak mikrobiyotasını oluşturduğunu, sezaryen doğumda ise bu temasın gerçekleşmediğini belirtti.
Bağırsaklarda gelişen yararlı bakterilerin bağışıklık sisteminin bazı gıdalara karşı tolerans geliştirmesine yardımcı olduğunu ifade eden İğde, bunun gıda alerjisi riskini azaltabileceğini söyledi.
Anne Sütü Koruyucu Rol Oynuyor
Anne sütünün bağışıklık sistemi üzerindeki koruyucu etkisine de değinen İğde, özellikle ilk 1-2 yıl anne sütünün önemli bir savunma mekanizması sağladığını vurguladı. En az dört ay anne sütüyle beslenmenin ileri yaşlarda astım riskini azaltabileceğini belirtti. Bu etkinin ailesinde alerji öyküsü bulunan çocuklarda daha belirgin olduğunu kaydetti.
Aşırı Hijyen de Risk Faktörü Olabilir
İğde, hijyenin aşırıya kaçmasının da alerji riskini artırabileceğini ifade etti. Kalabalık ve daha az steril ortamlarda büyüyen çocuklarda astım, alerjik rinit ve egzama görülme oranlarının daha düşük olduğuna dair bilimsel bulgular bulunduğunu belirtti.
Uzmanlara göre alerjide genetik yatkınlık önemli bir belirleyici olsa da çevresel faktörlerin kontrol altına alınması ve doğru beslenme alışkanlıkları çocuk sağlığı açısından kritik rol oynuyor.




